Furkan AYKOL Ateşten Elleri: google.com, pub-7866139288487547, DIRECT, f08c47fec0942fa0
Yazı Detayı
03 Eylül 2021 - Cuma 16:27
 
Ateşten Elleri:
Furkan AYKOL
 
 

Güneşe ellerimizle dokunduk: yanmamıştı ellerimiz. Parmakların ucundan küçük bir kıvılcım büyük bir ateşe sebep oldu. Ateşten ellerimizle güneşi tuttuk. Yeryüzünde her şey -bir yönü belirsiz, bulanık ve muamma olanlar bile- zikirdeydi. Kaçıp kurtulmak istedi güneş ellerimiz arasından: onun da vazifesi olduğunu göremeyerek, zikrini fark edemeyerek, onu da zikrinden alıkoymuştuk. Ona bir sınır çizilmişti, bize de bir hak tanınmıştı; fakat ona çizilen sınır bize de çizilmişti. Ne olmuştu da bize hâlâ göremez olmuştuk. Her şeyi yakıp kül eden güneş, ateş yüklü ellerimizden daha soğuk kaldı yakıp kül eden ateşten ellerimizdi her şeyi. Her şey, yeryuzünde her şey zikirdeydi: bazılarımız bu mânâyı okumuştu; söktüğü ağacı tekrar geri dikmişti elleriyle yaktığı ormana.

Su ister, nur ister: tadar bir parçasını. Her vakit eğitim görenlerin selamını iletmek ve kendi teşekkürünü arz edebilmek için Kainat'ın Sahibinin önünde namaza durur. Kendisinin insan olduğunu ruhun penceresiyle aynaya, yani yine kendine bakınca anladı. Kavradı büyük bir sıfatı: "Müslüman İnsan." 
Bu aynı zamanda onun için büyük bir avantajdı da. Ona verilen bu avantajı yaşadığı kurulu (kapitalist) düzen içinde yansıtacaktı. Fakat bu kurulu düzen sahipleri insanın kardeşlerine büyük bir oyun oynamıştı. İnsandaki büyük sıfatı alt üst edebilecek bir oyun. Kurulu düzen içinde yalnızca Müslüman kimliğiyle yaşama isteği... Düzenin sahipleri bu isteği duyunca şaşırıp kaldılar. Kimliğimizi yaktılar... Bu kurulu düzen, onların kurulu düzeni ve bu ateşten eller onların elleri. Ateşten elleriyle yakıyorlar ellerimizi. Hâlâ nasıl göremeyiz?
Ateşten elleri için biçilmiş bir eldiven göründü gözüne bir an. Sonra o ateşten eldivenin külü koyu bir siyah hal alarak karanlıkta kayboldu. Gövdesinden akan kanlarla gözlerinde birikti kırmızı göz yaşları. Ağacı kestiler: bir duruşu vardı ne yapalım. Bu duruşla bu düzene karşı çıkıyordu. Ağacı kestiler ve Hüsrev olduğu yerde bayıldı, hâlâ uyanmadı mı?

İlk isteği: var oluş. Kendisi gibi aynanın içinde gizlenen hakikat ruhun penceresinden görünen insanda; ateşten elleri yaktığı, kestiği ağacı karşısında bulmuştur:
"İşte bu o! Almaktan çekindiğim ve dağların üstlenmekten korktuğu vazifeyi alıp onu unutan ve kâinattaki her şeyin zikrini kendi gözünde yok eden insan... (bu mu?) 

Her vakit çağırılır: aciz olduğunu hissetsin diye. Çağrıya kulak asmaz. O vakit yaşamında ondan gücü çekilir aciz kalır. Yardım alır güçlüden, kendisine benzeyenden. Onun da ve kendisinin de gücü yetmez biçim vermeye. Yorgunluktan bir çayırda uzanırlar: ruhun penceresiyle kainat kitabını seyrederler. Bitki ve hayvanlarda, yerde ve gökte; kendisinde nizam ve mizan. İnsan: ayna. Ya seyyah? "Sanatın olduğu yerde sanatkâr da olmak zorundadır." Bunu fark edebilirler...

 
Etiketler: Ateşten, Elleri:,
Yorumlar
Haber Yazılımı