Osman Bölükbaşı’nın 8 saat 35 Dakikalık Düzce Mitingi
81 Düzce Haber köşe yazarı Doç. Dr. Fatih Özçelik "Osman Bölükbaşı’nın 8 saat 35 Dakikalık Düzce Mitingi" başlıklı yeni yazısını yayımladı.

Doç.Dr. Fatih Özçelik
-Düzce, 1967 yılında Türk siyasi tarihinin en dikkat çekici mitinglerinden birine sahne oldu. Osman Bölükbaşı, Düzce’de kürsüye çıktı ve tam 8 saat 35 dakika konuştu. Sabah başlayan konuşması akşam saatlerine kadar sürdü. Binlerce Düzceli meydanda onu dinledi. Bölükbaşı’nın uzun nutuklarıyla ünlenen siyasi hayatındaki en önemli konuşma rekorlarından biri böylece Düzce’de kırıldı.
Bölükbaşı’nın Düzce’deki 8 saat 35 dakikalık konuşması yalnızca Türkiye açısından değil, dünya siyasi hitabet tarihi bakımından da son derece sıra dışı bir örnektir. Uzun siyasi konuşmaların başka örnekleri bulunsa da bunların önemli bir kısmı parlamento, kongre veya uluslararası toplantılarda yapılmıştır. Açık hava siyasi mitingi olarak 8 saat 35 dakikaya ulaşan benzer bir örneğe kayıtlarda rastlanmamaktadır. Bu nedenle Osman Bölükbaşı’nın Düzce’deki konuşmasının, kesin olarak tescil edilmiş bir Guinness kaydı bulunmasa da siyasi mitingler açısından dünya çapında bir rekor olarak değerlendirilebilecek niteliktedir.
Türk siyasal hayatının en renkli ve kendine özgü simalarından biri olan Osman Bölükbaşı, özellikle çok partili hayata geçişin ardından güçlü muhalefeti, keskin zekâsı ve etkileyici hitabetiyle geniş kitlelerin dikkatini çekti. Meydanlardaki coşkulu konuşmaları, halkla kurduğu güçlü bağ ve mücadeleci siyasi üslubu nedeniyle “Anadolu Fırtınası” lakabıyla anılan Bölükbaşı, 1946’da Demokrat Parti saflarında başladığı siyasi hayatını daha sonra Millet Partisi ve Cumhuriyetçi Millet Partisi çatısı altında sürdürdü. Uzun yıllar iktidarlara karşı sert bir muhalefet yürüten Bölükbaşı’nı dönemin birçok siyasetçisinden ayıran en önemli özelliklerden biri, siyasi eleştirilerini kuru ve ağır bir dille değil, halkın kolaylıkla anlayabileceği nükteler, benzetmeler ve hazırcevap ifadelerle dile getirmesiydi.
Güçlü hafızası sayesinde siyasi rakiplerinin yıllar önce söyledikleri sözleri dahi hatırlatarak onların çelişkilerini meydanlarda ortaya koyabiliyordu. Halk deyimlerini, günlük konuşma dilini ve mizahı siyasi hitabetin güçlü araçlarına dönüştüren Bölükbaşı, uzun süren miting konuşmalarıyla da ün kazanmıştı. Bu yönleriyle Osman Bölükbaşı, Cumhuriyet dönemi siyasal hayatında yalnızca bir parti lideri ve muhalefet milletvekili olarak değil, “Anadolu Fırtınası” adıyla hafızalara kazınan, meydan hitabeti ve nüktedanlığıyla iz bırakan özgün bir siyasetçi olarak öne çıkmıştır. Eski kuşaklar Osman Bölükbaşı’nı rekor nutukları, siyasi özdeyişleri ve hazırcevaplığıyla tanıdı.
Meclis kürsüsünde saatlerce konuşan da oydu. Düzce’de 8 saat 35 dakika süren mitingiyle konuşma rekoru kıran da yine oydu. Gazeteci ve yazar Emin Çölaşan’ın aktardığına göre bu uzun konuşma sırasında oldukça renkli bir olay da yaşandı. Akşamüstü kürsünün yanına gelen bir kamyoncu Bölükbaşı’na şöyle seslenmişti: “Beyim bu nasıl iştir! Sabah buradan kereste yükledim, konuşuyordun. Yükümü İstanbul’a boşaltıp geldim, hâlâ konuşuyorsun...” Bu birkaç cümle bile o gün Düzce’de yaşananları anlatmaya yetiyordu. Sabah Düzce’den kereste yükleyip İstanbul’a giden bir kamyoncu işini bitirip geri dönmüş, Bölükbaşı ise hâlâ kürsüde konuşmaya devam ediyordu. Bölükbaşı’nın uzun konuşmalarıyla ilgili yıllar içinde anlatılan en renkli hikâyelerden biri de böylece Düzce’ye ait olmuştu. Düzce’den İstanbul’a gidip dönen kamyoncuya rağmen konuşmanın devam ettiği bu anekdot başka anlatımlarda da yer almaktadır.
İşte “Anadolu Fırtınası”nın yolu bundan yaklaşık altmış yıl önce Düzce’ye de düştü. Üstelik bu sıradan bir ziyaret değildi. Bölükbaşı Düzce’de saatlerce konuştu. Binlerce Düzceli onu dinledi. Günün sonunda tam 8 saat 35 dakikalık bir konuşma ortaya çıktı. Peki o gün Düzce’de neler yaşanmıştı?
Kaynaşlı’da Başlayan Karşılama
Ziyaret günü Düzce’de hareketlilik sabah saatlerinde başladı. Millet Partisi Düzce İlçe Başkanı ve idare heyeti, Bölükbaşı’nı karşılamak için hazırlık yaptı. Yaklaşık 20 araç bayraklarla donatıldı. Partili ve partisiz Düzceliler de bu karşılamaya katıldı. Yaklaşık 200 kişi araçlara binerek Kaynaşlı’ya gitti. Bölükbaşı burada tezahüratlarla karşılandı. Kalabalıktan, “Bölükbaşı’ya hoş geldiniz!” sesleri yükseldi. Ardından kafile Düzce’ye doğru hareket etti. Konvoy şehir merkezine yaklaştıkça ilgi daha da arttı. Düzce’nin cadde ve meydanları Bölükbaşı’nı görmek isteyen insanlarla dolup taştı. O gün Düzce’de alışılmış günlerden biri yaşanmıyordu. Şehirde siyasetin nabzı atıyordu.
Konuşmalar Saat 11.00’de Başladı
Program saat 11.00’de başladı. İlk konuşmayı Ahmet Karaosmanoğlu yaptı. Ardından Bolu Milletvekili Hasan Özcan kürsüye çıktı. Özcan’ın hedefinde Adalet Partisi iktidarı vardı. Seçimlerden önce verilen sözleri hatırlattı. “Adalet Partisi’nin seçim beyannamesinde eserlere eserler katacağız diyorlardı. Ne oldu, katabildiler mi?” diye sordu. Ardından vatandaşın zamlarla karşı karşıya kaldığını söyledi. Adam kayırmanın arttığını savundu. İşsizliğin son haddine ulaştığını ileri sürdü. Sonra doğrudan Düzceliyi ilgilendiren bir konuya geçti. Tütünü konuştu.Düzce’de tütün alımı 18 liradan açılmıştı. Ancak daha sonra fiyatlar 3-4 liraya kadar düşmüştü. Özcan bunu, “Ispanak fiyatına tütün” sözleriyle eleştirdi. Adalet Partisinin tüccarları zengin ettiğini savundu. Vehbi Koç ve Kavalalıları örnek gösterdi. Telefon görüşmeleriyle yüz binler kazanıldığını ileri sürdü. Ardından şu sözleri söyledi: “A.P. fakirin dostu olmadı. Zenginin dostu oldu.” CHP’nin “ortanın solu” politikasına da değindi. “CHP’yi ortanın solunda, AP’yi Amerikalıların kolunda, Millet Partisini de millet yolunda görüyoruz” dedi. Kendi partisini “iman ve hakikat yolu”nda gösterdi. Vita yağının fiyatını da gündeme getirdi. Yağın 387 kuruşa mal olduğunu, ancak fiyatının 8,5 liraya çıktığını söyledi. Bunun işçiye, dar gelirliye ve fakir halka yapılmış bir iyilik olup olmadığını sordu. Sonra 1969 seçimlerini işaret etti. “1969’da iktidara geleceğiz” dedi.Daha da ileri gitti. Türkiye’den işçi göndermeyeceklerini, aksine başka ülkelerden insanların Türkiye’ye çalışmaya geleceğini söyledi.
Ve Bölükbaşı Kürsüde...
Sıra Osman Bölükbaşı’na geldiğinde meydandaki hava daha da hareketlendi. Bölükbaşı büyük tezahürat altında kürsüye çıktı. Dakikalarca alkışlandı. Fakat konuşmasına doğrudan siyasetle başlamadı. Önce Düzce’den söz etti. Düzce’nin kısa süre önce kaybettiği Belediye Başkanı Celal Kasapoğlu’nu andı. “Muhterem Düzceliler” diye söze başladı. Belediye Başkanının ölümüne çok üzüldüğünü söyledi.Kendisine onun çalışma ve hizmetlerinden bahsedildiğini belirtti. “İçim yandı” dedi. Sonra kendine has üslubuyla, “O da benim kafa dengimmiş” sözünü kullandı. “Allah rahmet eylesin” diyerek hem ailesine hem de Düzcelilere başsağlığı diledi. Bu sözlerin ardından asıl konuşmasına geçti.
“Türkiye Nereye Gidiyor?”
Bölükbaşı, 15 Nisan’dan beri Türkiye’yi dolaştığını, meydanlarda ve salonlarda konuştuğunu anlattı. Amacının Türk milletini uyarmak olduğunu belirterek insanların kendisine, “Düğün düğün değil, bayram değil. Neden sürekli dolaşıyorsun?” diye sorduklarını ifade etti. Buna karşılık, “Ben gidişi iyi görmüyorum. Türkiye nereye gidiyor ve nereye götürülmek isteniyor, bunları halka anlatıyorum” dedi. Ardından kendi siyasi mücadelesinden söz eden Bölükbaşı, 55 yaşında olduğunu ve yaklaşık 22 yıldır hiçbir kişisel menfaat gözetmeden mücadele ettiğini söyledi. Birlikte yola çıktığı arkadaşlarının bir kısmının artık hayatta olmadığını belirtti. Kendisinin ise çektiği çilelere ve zindanlarda geçirdiği yıllara rağmen millete gerçekleri anlatmaya devam ettiğini ifade ederek Düzcelilere, “Bir gün siz de bu hakikati kavrayacaksınız” diye seslendi.
Bölükbaşı, “Ben olup biteni dağların arkasında görebiliyorum” diyerek ülkenin gidişatını önceden sezdiğini savundu. Bu düşüncelerini Adnan Menderes’e de anlattığını, onu birçok kez uyardığını ancak kendisini dinletemediğini söyledi. Ardından Düzcelilere dönerek, “Türkiye nereye gidiyor?” diye sordu. Ülkenin gidişatını iyi görmediğini, bu yüzden uykularının kaçtığını ifade etti. Biraz daha konuştukça Düzcelilerin de aynı kaygıyı hissedeceğini söyledi.
Milletvekillerini de Eleştirdi
Bölükbaşı’nın eleştirilerinden milletvekilleri de payını aldı. Meclise gönderilen milletvekillerinin doğruyu görmediğini savunarak, “Doğruya parmak kaldıranı görmedim” dedi. Yüz milletvekilinden yalnızca onunun gerçekten çalışması hâlinde bile milletin bundan daha fazla fayda göreceğini söyledi. Ardından Millet Partisinin kuruluşuna ve yıllardır sürdürdüğü siyasi mücadeleye değinen Bölükbaşı, “62 seneden beri çetin bir zihniyet mücadelesi yapıyorum” sözleriyle kendi mücadelesini anlattı.
“Düğünü Ben Yapıyorum, Gelin Başkasının Evine Gidiyor”
Bölükbaşı’nın siyasi hayatındaki en dikkat çekici çelişkilerden biri, meydanlarda gördüğü büyük ilginin sandığa aynı ölçüde yansımamasıydı. Gittiği şehirlerde mitingleri çoğu zaman en kalabalık siyasi toplantılardan biri hâline geliyor, dönemin daha güçlü partilerinin liderleriyle kıyaslandığında bile büyük kitleleri meydanlara çekebiliyordu. Düzce’de yaşananlar da bunun en çarpıcı örneklerinden biriydi. Binlerce Düzceli onu dinlemek için meydanı doldurmuş, saatlerce süren konuşmasına rağmen ilgisini kaybetmemişti. Ancak Bölükbaşı bu coşkunun seçimlerde aynı oranda oya dönüşmediğinin farkındaydı. İşte Düzce’de söylediği, kendi siyasi hayatını özetleyen en önemli cümlelerden biri de bu durumu anlatıyordu: “Seçimlerde düğünü ben yapıyorum, gelin başkasının evine gidiyor.” Meydanlar Bölükbaşı’nı dinlemek isteyenlerle doluyor, kalabalıklar onu alkışlıyor, fakat sandık açıldığında aynı destek Millet Partisine oy olarak dönmüyordu. Bölükbaşı, Düzce meydanında bu siyasi gerçeği kendine özgü nüktedanlığıyla birkaç kelime içinde özetlemişti. Ardından Düzcelilerden 1969 seçimleri için söz istedi ve “Söz verin 69’da iktidara geleyim, Başbakan olayım” dedi.
“Başbakan olamadım ama adam oldum.”
“Başbakan olamadım ama adam oldum.” Bu sözün ardından kendi siyasi çizgisinden ve verdiği sözlerden dönmediğini vurgulayan Bölükbaşı, partisinden milletvekili seçilen bazı isimlere de kırgınlığını dile getirdi. Bu kişilerin kendisine ihanet ettiğini savunarak, “Bağrıma hançer sapladılar” dedi. Ardından nasıl bir siyasi kadro istediğini açıkça ortaya koydu: “Parayla satılan mebus istemiyorum. Dürüst ve doğru arkadaş istiyorum.”
İnönü’den Türkeş’e, Feyzioğlu’ndan Demirel’e...
Sekiz saati aşan konuşmada dönemin hemen bütün önemli siyasi meseleleri ve siyasetçileri gündeme geldi. Bölükbaşı, İsmet İnönü’nün “ortanın solu” anlayışını eleştirerek, “40 seneden beri ortanın solunda idi de ne yaptı?” diye sordu. Türkiye’de halkın büyük bölümünün yeterli eğitim imkânına sahip olmadığını ve yoksulluk içinde yaşadığını belirten Bölükbaşı, böyle bir ortamda “ortanın solu” ve “ortanın sağı” tartışmalarının vatandaşın sorunlarına çare olmayacağını savundu. CHP’nin kendi içinde bölündüğünü ve “ortadan çatladığını” söyledi. Henüz altı aylık olan Güven Partisini de eleştirdi. Seçimlerde halkın çok aldatıldığını, kendisinin de yanıldığını dile getirirken yine kendine has bir benzetmeye başvurdu: “Ben de çok aldandım. Bağrım Karacaahmet Mezarlığı’na döndü.” Türkiye’nin durumunu ise, “Türkiye gövdesi sağlam, başı çürük bir ağaca benziyor” sözleriyle anlattı. Siyaseti Leyla’ya benzeten Bölükbaşı, siyasete âşık olanların Meclise geldiğini, milletvekillerinin büyük bölümünün el kaldırmaktan öteye gitmediğini ve milletin hakkını yeterince aramadığını savundu. Bu noktada oldukça sert bir ifade kullanarak, “İşte bu eller, dilerim Allah’tan ki kurusun” dedi. İsmet İnönü’yü de kendisinin hapiste bulunduğu yıllarda bir kez bile “geçmiş olsun” demediği gerekçesiyle samimiyetsizlikle suçladı. Alparslan Türkeş’i “meçhul”, Güven Partisi lideri Turhan Feyzioğlu’nun siyasi çizgisini ise “gayesiz” olarak nitelendirdi. Türkiye İşçi Partisini istismarcılıkla suçladı. Konuşmasının en sert bölümlerinden birini ise dönemin Başbakanı Süleyman Demirel’e ayırdı. Demirel’e birçok kez yüklenen Bölükbaşı, onun servetiyle ilgili iddiaları gündeme getirdi ve hükûmetin planları ile uygulamalarını sert bir dille eleştirdi.
Menderes ve Aydemir’in İdamları
Bölükbaşı, eleştirilerini yalnızca dönemin iktidarıyla sınırlı tutmadı; Demokrat Parti dönemine de değindi. Bu dönemi çıkarcılık, hürriyetsizlik ve istismarcılıkla eleştirdi, kendi cezaevi günlerinden söz etti. Adnan Menderes’in siyasi uygulamalarına karşı çıkmasına rağmen idam edilmesini istemediğini belirten Bölükbaşı, affı için girişimlerde bulunduğunu söyledi. Bunun temelinde siyasi suçlar nedeniyle idam cezasına karşı olması yatıyordu. Aynı tutumu Talat Aydemir konusunda da gösterdiğini anlatan Bölükbaşı, Aydemir’in idamını önlemek için de çeşitli girişimlerde bulunduğunu ifade etti.
Düzceliden Laiklik Sorusu
Saatler süren konuşmada din ve laiklik meselesi de gündeme geldi. Konu, meydandaki bir Düzcelinin laiklikle ilgili sorusu üzerine açıldı. Bölükbaşı, din adamlarının yetiştirilmesi gerektiğini savundu ve CHP iktidarı döneminde dinî kurumların kapatılmasının toplumun manevi yapısını sarstığını ileri sürdü. Laikliğin uygulanış biçimini de eleştiren Bölükbaşı’nın bu sözleri meydandaki dinleyicilerden büyük ilgi gördü.
Saatler Geçti, Meydan Dağılmadı
Saatler ilerledi ancak Bölükbaşı konuşmaya devam etti. Ekonomiden işsizliğe, yoksulluktan Meclisin işleyişine kadar pek çok konuya değindi. Milletvekillerini, CHP’yi, AP’yi, Demokrat Parti dönemini, Güven Partisini ve Türkiye İşçi Partisini ele aldı. İnönü, Demirel, Türkeş, Feyzioğlu ve Menderes hakkında değerlendirmelerde bulundu. Din ve laiklik meselesine değindi, kendi siyasi hayatından söz etti, geçmişte yaşadıklarını anlattı ve geleceğe ilişkin kaygılarını dile getirdi. Kısacası, konuşmasında ele almadığı konu neredeyse kalmadı. Saatler geçmesine rağmen Bölükbaşı kürsüden inmedi ve konuşmasını sürdürdü.
Gün Batarken Hâlâ Konuşuyordu
Konuşmasının sonlarına doğru yeniden seçim meselesine dönen Bölükbaşı, Düzcelilerden oylarını Millet Partisine vermeleri için söz istedi ve seçim zamanı geldiğinde kendisinin unutulduğunu söyledi. Sabah saatlerinde Kaynaşlı’daki karşılamayla başlayan hareketlilik, akşam saatlerine kadar Düzce merkezinde devam etti. Bölükbaşı’nın konuşması tam 8 saat 35 dakika sürdü. Güneş batarken o hâlâ aynı kürsüdeydi.
Mitinge binlerce Düzceli katıldı. Kalabalık öylesine büyüktü ki, Düzce’nin siyasi tarihinde böylesine yoğun katılımlı bir mitingin daha önce görülmediği izlenimi oluşmuştu. Şehir merkezi saatler boyunca dolup taştı. Sekiz saati aşan bir konuşmanın binlerce kişi tarafından takip edilmesi başlı başına dikkat çekiciydi. Konuşma sona erdiğinde Bölükbaşı büyük tezahüratlarla uğurlandı. Böylece Kaynaşlı’daki karşılamayla başlayan uzun gün, Düzce merkezinde binlerce kişinin katıldığı büyük bir siyasi buluşmayla tamamlandı.
Bugün o günün Düzce’sini gözümüzde canlandırmak kolay değil. Bayraklarla süslenen araçlar, Kaynaşlı’ya giden Düzceliler, şehir merkezini dolduran kalabalıklar, park bahçesinde kurulan kürsü ve sabah başlayıp güneş batana kadar devam eden bir konuşma…
Belki de bütün bu manzarayı en güzel anlatan, yıllar sonra hafızalarda kalan o kamyoncu hikâyesiydi. Sabah Düzce’den kereste yükleyip İstanbul’a giden bir kamyoncu, yükünü boşaltıp geri döndüğünde Bölükbaşı’nı hâlâ kürsüde görünce şaşkınlığını, “Beyim bu nasıl iştir! Sabah buradan kereste yükledim, konuşuyordun. Yükümü İstanbul’a boşaltıp geldim, hâlâ konuşuyorsun...” sözleriyle dile getirmişti.
Aradan yaklaşık altmış yıl geçti. Şehir değişti, meydanlar değişti, siyasetin dili değişti. Fakat Düzce’nin hafızasında o günün ayrı bir yeri kaldı. Türk siyasetinin “Anadolu Fırtınası” Osman Bölükbaşı, Düzce’ye geldi, saatlerce konuştu ve binlerce Düzceliye hitap etti. Ve belki de bütün siyasi hayatını en iyi anlatan cümlelerden birini yine Düzce’de söyledi:
“Düğünü ben yapıyorum, gelin başkasının evine gidiyor.”
Osman Bölükbaşı’nın Düzce’deki o uzun günü, bugün kentin yakın siyasi tarihinin en ilginç ve hatırlanmaya değer sayfalarından biri olarak yaşamaya devam ediyor. Tam 8 saat 35 dakika süren bu miting, yalnızca Düzce ve Türk siyasi tarihi açısından değil, dünya siyasi mitingleri bakımından da son derece sıra dışı bir örnek olarak dikkat çekiyor. Açık hava mitinglerinde bu kadar uzun süren benzer bir konuşmaya rastlanmaması, Düzce’deki bu buluşmayı dünya ölçeğinde de özel bir yere taşıyor. Bu yönüyle Osman Bölükbaşı’nın Düzce mitingi, yalnızca yerel hafızanın değil, dünya siyasi hitabet tarihinin de unutulmaz örneklerinden biridir.